1 - Emek Sonrası Laboratuvarı - Ottonie von Roeder

Yer: Bozum Okulu [Akbank Sanat] Bu eserde çay içmek isteyip istemediğinizi soran ve isterseniz size bir bardak sıcak çay veren bir robot sunulmakta. Bu eser sanatçı tarafından üzerine düşünülen “fiziksel işleri robotlara öğretme” fikri üzerine İstanbul Tasarım Bienali için yapılmış. Sanatçı gelecekteki olası senaryolardan biri olan “robot işçiler” kavramıyla yüzleşmemizi istiyor. Sanatçının daha önce de üzerine çalışmış olduğu bu eser hizmet odaklı işlerin (boyacılık, temizlik, çay servisi) bilgisinin analiz edilmesi, robotlara öğretilmesi ve sonrasında bu işleri robotların devralmasını içeriyor. Uygulama amacı olmayan bu eser yukarıda bahsedilen değişimin sonucunda (emek sonrası) nasıl bir çalışma yaşamına sahip olacağımız konusunda bizi düşündürmek istiyor.

2- Yalnız Gezegen - Ebru Kurbak

Yer: Akışlar Okulu [Yapı Kredi Kültür Sanat] Bu eserde Suriye’nin tarihi ve kültürel değerlerini anlatan bir gezi rehberi kitapçığının sayfalarını görüyoruz. Gezi rehberinin bazı paragrafları karalanmış ya da üstü kapatılmış. Eser Suriye’den yeni göçmüş bireylerle yapılmış görüşmeler sonucu, Suriye’de kullanılan bir gezi rehberine müdahaleler yaparak oluşturulmuş. Sanatçı bu müdahaleler aracılığıyla Suriye’deki savaşın yıkıcı etkilerini göz önüne sererken bir yandan da Suriye'de hayatın aktığını da göstermek istiyor: “Oysa çatışma bölgesindeki insanlar bu durumu siyah ve beyazın ötesinde, bambaşka bir şekilde yaşıyor. Gündelik hayat kısmen de olsa, savaş sırasında akmaya devam ediyor. ”

3- Suda Umut - SO? ve Katkıda Bulunanlar

Yer: Dünya Okulu [Arter] Gölcük Depremi’nden sonra belirlenen acil toplanma alanlarının çoğuna binalar yapıldı ve acil durumda depremzedeler için yeterli barınma alanı bulunmamakta. İki üniversiteden üç farklı bölümün katkıları ile yaratılan bu çalışma deprem sonrası Haliç’te su üstüne kurulacak olan ve yüzer bir barınma alanı fikrini anlatarak bu soruna bir çözüm önermektedir. Haliç'te kurulacak olan yüzer barınma alanlarının yapım sürecini anlatan video, enstalasyon ve modelleri de aynı alanda görebilirsiniz. Bu yüzer yapının bir maketini de Rahmi M. Koç Müzesi’nde su üstünde görebilirsiniz.

4- Rol Yapan Nesneler VII - Judith Seng

Yer: Ölçekler Okulu [Pera Müzesi] Bu eser bir odadaki renkli kumlardan ve bu kumları kullanarak yapılan iletişim kurma deneylerinden oluşmakta. Belli bir programa göre gerçekleştirilen seanslarda katılımcılar belli kavramları/duyguları/durumları birbirlerine anlatmak için renkli kumları ve bazı aletleri kullanıyor ve karşılıklı bir etkileşim gerçekleşiyor. Kumun şekli ve rengi değişirken kavramlar da dönüşüme uğruyor. “Ortaya çıkan desenler anlamların akışkanlığına dair bir örnek sunarken” katılımcılar renkli kumlar ile kavramları deneyimliyor ve uzlaşıyor. Kavramlar birbirlerine göre anlam kazanıyor ve zamanla değişiyor. Sanatçı bu değişimi ve kavramların birbirlerine göre konumlandığı gerçeğini katılımcılara bu iletişim deneyleriyle anlatmak istemiş.

5- Artık Uyku Yok, Artık Yok - Danilo Correale

Yer: Zaman Okulu [SALT Galata] 240 dakikalık bu video çalışması rahat yastıkları olan ve uyunabilecek şekilde tasarlanmış karanlık bir odada sergilenmekte. Video çalışması, sanatçının uykusuz gecelerinde hazırladığı bazı söyleşilerden kısımlar içeriyor: bir doktor, sosyolog, antropolog, feminist ve emek çalışmaları uzmanı ile yapılan söyleşilerin ortak konusu uyku. Video boyunca rahatlatıcı soyut görseller eşliğinde uyku hakkında bazı düşünceler dinliyoruz. Bu düşünceler özellikle geç kapitalist dönemde çalışma saatinin uyku saatimizi işgal etmesinden bahsediyor ve sistemin bireyin zamanı üzerinde nasıl tahakküm kurduğunu sorguluyor. Bu video çalışmasının 4 saatlik uzunluğu bireyin kapitalizm tarafından eksiltilmiş olan zamanına karşı bir duruş sergiliyor ve eser uykuyu kapitalizme karşı bir direniş alanı olarak gösteriyor.

6- Düşmanla Yaşamayı Öğrenmek - Pedro Neves Marques

Yer: Sindirim Okulu [Studio-X İstanbul] Brezilya'daki genetiği değiştirilmiş (GDO) soya tarlalarındaki üretim sürecini takip eden bu video çalışması çok-uluslu şirketlerin doğaya uyguladıkları şiddete tanıklık etmemizi sağlıyor. Genetiği değiştirilmiş tohumlarla yapılan tek tip tarım nedeniyle dönüşüme uğramış bir coğrafya görüyoruz; canlı yaşıyormuş gibi görünmeyen, sessiz, geniş ve düzenli tarlalar arasında geziyoruz. Bir çalışan genetiği değiştirilmiş soya tohumunun daha az böcek ilacı gerektirdiğini söylüyor. Bir köylü de bu acıyı (GDO) bitkilerin hissettiğini söylüyor. Sanatçı bu çalışma sayesinde kapitalizm/doğa/insan ilişkisini sorgulamamızı istiyor.